• Deneme

    Senin Adın Ne Olsun

    Bir filin namusuna dil uzatan sıçanın, filin namusuyla ilgili tek bir şeye tanık olmadığını bilecek kadar, gün gördüm. Gece yaşadım, sabah susadım, öğlen acıktım, akşama yoruldum. Ne olurdu, öptüğün boynuma ağzımla ben de ulaşabilseydim de en az senin kadar sevebilseydim beni. Bu dünyayı. Dilenci olmadığını kabul ettirmeye çalışan umutsuz hastaların gururunun, üç kuruş paradan daha değersiz olduğunu gösterdi sevemediğim dünya bana. Vicdanlarını şeytana mal edip etmediklerini bilmem ama ciğerlerinin beş para etmediği herifler olduğunu biliyorum. Yine de sevebilirim, ancak bir şartım var; kötülerin soyu kurusun. Evlenecek olan on üçlük kızın, son isteğinin oyuncak bebeklerini dizlerinde uyutmak kadar masum ve çocukça olduğu bir dünyada, kırılan tırnağa ve topuğa veryansın ediyorum o…

  • Deneme

    Kim Utansın!

    Bir Pazar endişesi, yalnızlığı boynuma takıp nice kareler yakaladığım bir sabah. Bir çocuğun gözleriyle nefes aldım, ellerinden mutluluk yedim. Ama hikayesi yüzünden akan bir çocuğun, alt üst olmuş bir düzene kapı aralığından baktığı bir sabahmış. Gelecek kaygılarının ortasına çöreklenmiş, damdan akan suların içini doldurduğu bir leğen ve soba borularının zift dolu boğazlarının solumayı bıraktığı bir gecekondu. Nice şehvetin, kocaman hiçliğinde yüzen çiftlerin; bekaret kemerlerini ayaküstü çıkardıkları bir çatının altı. Üstünde Tanrı oturuyor. Çamaşırları kurumadan giymek zorunda kalan bir genç kızın, sırf bu yüzden annelik hayallerinden vazgeçmesi. Oyuncak bebeklere artan kumaşlardan kendine de bir fistan dikebilme hayali kadar gerçek olamayacak bir zorluklar seceresi. Sırtında soluyan adamların pis nefeslerinin, nefsiyle karıştığı bir…

  • Deneme

    Bir Bisiklet Hikayesi

    Güneş sancılı doğmuştu o gün. Hayata es verdiğim bir uykudan yalnız uyanmıştım. Sabahlara kadar kan ter içinde bir kabusun bitişine sevinirken hayatıma ilham verecek bir aşka koşar adım gittim. Demleme çayları, bize gösterilen bir saygının işareti olarak görürdüm çünkü saygıdan tüm çay önce ayağa kalkar sonra otururdu. Sayamayacağım kadar bol susam taneli bir simidi, önce bir demli çay ile sonra martılarla paylaştım. Yalnızdım ama içim çok kalabalıktı. Sen vardın, sonra yine sen vardın, sonra yine sen, hep sen. Mümkün değildi, adım atacak yer yoktu içimde. Yeşile tutkumu daha önce söylemiştim. Onun siyahı vardı ve elbette beyazı, bir de o zamanlar ben. O yüzden buradaydık. Senden önce varmıştım bitiş çizgisine. Ben her ne kadar başlangıç…