Taş Bebek

Biz, yokuşu hiç düzleşmeyecek
Bir sokakta oturuyoruz
Arka bahçelerdeki çiçekler uzaktan daha güzel
Bizim bahçemizde hiç bitmeyen bir gül ağacı, üzüm bağı.
Hayallerim cirit atıyor odamda, korkuyla karışık
Yere yakınlığım yüksek mertebe yatacak bir yerim olmayışından
Beş yıllık montum hiç kısalmıyor,
Ben uzamışım.
Çocukluğumun zifiri karanlığında
Her ateş düştüğünde başıma,
Başucumda annem.
Bitmeyen bir şefkatin, tükenen kadını.
Yaş aldım, okyanusun tam da ortasında; batıyorum.
Şimdi büyüklüğümü görse çocukluğum; oyuncakçı vitrinini süsleyen, saçsız bir bebekle kandırıldığını ders diye okuturdu.
O kadar büyüyemedim işte.

Serpil Kaya

Hadi Diyorum

Kalabalık yalnızlıkların başımda dönüp durmasından
Hiç bilmediğim lisanların tercümesinden
İçe akıtılan her damlanın sağanak olarak dışa vurumundan
Ve ellerinin kıvrımlarını henüz ezberime alamamış olmaktan
Eziyorum kendimi
Suyunu çıkarıyorum, bir başınalığın
Henüz yetim bırakmışken ellerin beni
Hani diyorum ki “bir sen, bir ben olsak”
“salıncakta sallansak” başımız dönene kadar aşktan.
Aşkından tek başıma değil de birlikte gebersek
Hani diyorum ki,
Medet umsak hayattan, hayal kursak hiç yıkılmayacak
Ve kalmasa hiç bir mutluluk kursağımızda
Ya hayal değil tüm bunlar, gerçek olsa
“Hadi diyorum…”

Serpil Kaya

Sensizlik mi sessizlik mi?

Bugünlerde gözyaşlarım bile yorgun düşüyor gözlerimden,
Yer ile yeksanım.
Bağlılık yeminlerin boşuna,
Nefesini de sebepsiz yorma.
Ben aşkımdan mesulüm,
Bana sözlerin uzaktan hoş gelir.
Duymadın, kulaklarını sağır edercesine haykırışımı.
Duyma!
Bir elin seni yoktu, iki elin bizi.
Aza tamah etmek nedir,
Ben o zaman anladım.
Baksana, ellerim yarısını yitirmiş
Bir eli ötekiyle avutuyor.
Saçlarıma rüzgar dokunuyor sadece,
Yüreğimden çıt çıkmıyor.
Anlayacağın, bu sessizlik hiç susmak bilmiyor.
Sağır olacağım.

Serpil Kaya